I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

brian de palma “nesini izlemiştim?” diye düşünüp düşünüp hiçbir cevaba ulaşamadığım, bende iz bırakmayan yönetmenlerden. kötü filmler çektiğini düşündüğümden değil ama demek ki ne scarface‘ten ne de carlito’s way‘den o kadar da etkilenmemişim. de palma’yı bundan sonra bende hiç olumlu bir etki bırakmayan obsession‘ın yönetmeni olarak hatırlayacağım.

türk filmlerine (hatta dizilerine) taş çıkartır bir senaryoya sahip olan obsession‘da kızı ve karısı kaçırılan michael’ın onları kurtarmak için 500bin dolar ödemek yerine polisle işbirliği yapma planı faciayla sonuçlanıyor. michael içindeki suçluluk duygusuyla baş etmenin yolunu 16 yıl sonra karşısına çıkan ve ölen karısına çok benzeyen sandra ile bulduğunu sanıyor ama bu sefer de biz seyirciler her şeyin nasıl büyük bir entrikanın parçası olduğunu öğreniyoruz. “kandırıldık!” diye bağırmak gelse de içimizden, olayların saçmalığı ve gülünçlüğü karşısında nutkumuz resmen tutuluyor. ne yaptın sen ey büyük senarist paul schrader? olan olmuş, 1976 yapımı obsession gülüp geçecek bir şeyler aradığınızda gönlünüzü hoş tutabilecek, onun dışında sinirinizi bozabilecek bir film.

aakash odedra amsterdam arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Azerbaycan Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kitap kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir