I’m much happier reading than writing. – Roberto Bolaño

bir yudum paris alıp geldik. paris her zamanki gibi bir gri, bir güneşli havası ve kibirli parislileri’yle karşıladı bizi. ilk durak yolumuzun üstüne çıkan jean-paul sartre – simone de beauvoir mezarı oldu. montparnasse mezarlığı’nda beckett, ionesco, gainsbourg gibi daha nice ünlüler yatıyormuş ama herkesi keşfedip mezarında bekleyecek zamanımız yoktu. zaten mezarlıklara, mezarlara meraklı olduğum söylenemez…

sonraki duraklar noisiel’deki la ferme du buisson’daki olivia grandville’in john cage’in aynı adlı partisyonlarından esinlenerek hazırladığı monoton ve fazlasıyla “fransız” çalışma cinq ryoanji, ardından centre pompidou’daki danser sa vie (hayatını dans etmek) sergisi, ertesi gün de mathilde monnier’nin velvet underground’dan rodolphe burger ile ortak projesi the velvet underground & invités oldu. her şey sırayla…

aakash odedra amsterdam arter aslı bostancı aydın teker ayşe orhon Azerbaycan Bakü berlinde bruyckere bienal Boris Vian Chet Baker edebiyat francis ford coppola geoff dyer gezi görünürlük projesi haliç kongre merkezi Henry James idans ilyas odman Istanbul istanbul modern kazuo ishiguro kedi kitap kuad Leos Carax masumiyet müzesi Max Roach Michel Gondry Miles Davis mustafa kaplan olimpiyat orhan pamuk pelin esmer rimini protokoll roberto bolano robert pattinson salt The White Stripes thomas bernhard woody allen öykü İzmir